13. İmam ve Davutoğlu'nun Alnından Öptüğü Teröristler [Ömer Sağlam]


Öncelikle ifade etmem gerekirse; ben, Alevi vatandaşlarımızın kimi taleplerinin karşılanması gerektiğine, bunun milli birliğimiz ve bütünlüğümüz açısından son derece önemli olduğuna inanan bir Sünniyim. Özellikle Alevilerin, cemevelerine ibadethane statüsü verilmesi ve diğer ibadethanelere hangi imtiyazlar veriliyorsa aynı imtiyazların cemevlerine de verilmesi ve Aleviliğin okullarda işin ehli öğretmenlerce anlatılması taraftarıyım.

Buna ilave olarak, Aleviliğin bir okulunun veya en azından İlahiyat fakültelerinde kurulacak bir kürsüsünün bulunmasını, dedelerin ve zakirlerin buralarda yetiştirilmesini savunuyor, babadan oğla kalma dede geleneğine son verilerek, Alevi yurttaşlarımızın bir takım cahil adamların elinde oyuncak olmamasını istiyorum. Eğer Alevi vatandaşlarımız isterlerse dedelerin ve zakirlerin, tıpkı imamlar gibi devlet kadrolarına alınarak maaşa bağlanmasını ve Diyanet'te Alevilerin de temsil edilmesini savunuyorum.

Bunun yanında devlet veya başka herhangi bir kurum tarafından Alevilik tanımı yapılmamasını, bu konuda dayatmada bulunulmamasını, Alevi ritüelleriye alay edilmemesi gerektiğini savunuyor ve kabul ediyorum. Ayrıca, Sunniyim demekle, Hz. Peygamber'e atfedilen ve hadis diye rivayet edilen bütün rivayetlerin doğruluna da şeksiz şüphesiz inanan birisi değilim. Aslına bakılırsa Alevilik ve Sünnilik ayrımına tam da Alevi Halk Ozanı Aşık Veysel gibi bakıyorum. Merhum Şatıroğlu'nun;

"Yezit nedir, ne kızılbaş
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ateş
Söndürmektir tek çaresi.

Şu alemi yaratan bir
Odur külli şeye kadir
Alevi Sünnilik nedir
Menfaattir varvarası.

Veysel sapma sağa sola
Sen Allah'tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası…"

Şeklindeki dizeleri benim için de pek ala geçerli olup, özellikle Anadolu Türklüğü'nün ve Türkçesinin, Alevi halk ozanlarına ve aşıklık geleneğine borçlu olduğunu kabul ediyor ve savunuyorum.

13. İmam ve Alevilik Üzerinden Yeni Din Oluşturma Çabaları

Bütün bunları neden anlatma gereği duyduğuma gelince; dün gece Sünni iken sonradan, bilemediğim bir sebeple Alevi olan, Alevi olmakla kalmayıp, Alevilere Aleviliği öğretmeye kalkışan ve kendisini adeta 13. imam zannederek Aleviliği yeniden sistematize ve disipline etmeye çalışan, tabiri caizse kendisinde Aleviliğin amentüsünü yeniden oluşturma istidadı vehmeden bir arkadaşla bir miktar tartıştım facebook üzerinden. Bazı arkadaşlar özelden "Bırak şu cahil adamı. Onun Alevilik adına söylediklerin sık sık ekranlara çıkarılan başı fesli ve cübbeli din adamının Sünnilik adına söylediklerinden farkı yok, birisi ifratı temsil ediyor, öbürü tefriti..." dedilerse de aldırmadım tartışmaya devam ettim. Çünkü kendisiyle uzun süredir arkadaşlık ediyorum sosyal medyada. Pek çok konuda da aynı şekilde düşünüyoruz.

Dün akşam Alevilik üzerine yapmış olduğu bir paylaşımdan dolayı; "Bu tür paylaşımlar için zamanın uygun olmadığını, Güneydoğu'dan hemen her gün düzinelerce şehit cenazesi gelirken, milletin kafasını bu tür şeylerle ütülemenin, dikkatleri başka yöne dağıtmanın, AKP'nin giriştiği algı yönetiminden farksız olduğunu, güney sınırımızda mezhep savaşları yaşanırken mezhep propagandası yapmanın toplumda nifak yaratmak anlamına geldiğini, oysa yapılması gerekenin, verilen mücadelenin ortaklaşa verilmesi kadar, tutulan yasın da ortaklaşa tutulması olduğunu" anlatmaya çalıştım.

O ise özetle; "Güneydoğu'da yapılan mücadelenin Alevileri ilgilendirmediğini, kendilerinin her şeye Alevilik üzerinden baktığını, verilen mücadelenin vatan için değil, Uzun adam için verildiğini, ölenlerin de Uzun Adam için öldüğünü, Sünni Kürtlerin kendisi için bir şey ifade etmediklerini" söyledi.

"Ölenlerin genelde fakir-fukara çocukları olduğunu, iş bulamadıkları için uzman er, erbaş ve polis olduklarını, bunların genelde Çorum, Yozgat, Tokat, Amasya, Sivas, K.Maraş gibi Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları illere mensup gençler olduklarını ve dolayısıyla, bu olayların bütün bir milletin ortak meselesi olduğunu" anlatmaya çalıştım ama nafile! O Nuh diyor Peygamber demiyordu!

Sonunda "seni vicdanınla baş başa bırakıyorum. Umarım ve dilerim ki; bütün Alevi kardeşlerimiz senin gibi düşünmüyordur" dedim, o da bana "Vicdansız sensin!" dedi tartışmayı böylece kapattık. Arkasından da rahatsız olmuş olacak ki; duvarındaki ikili tartışmamıza ait bütün yorumları sildi! Oysa çok değil, daha bundan beş-on gün önce Aleviler ve Alevilik konusundaki görüşlerim dolayısıyla hakkımda "Bazen sana kızıyordum ama şimdiye kadar bütün haklarımı helal ediyorum ve özür diliyorum" diye yorum yapmıştı sayfamda.

Kendisini 13. İmam zanneden ve Alevilere Aleviliği öğretmeye kalkışan, aslen Sünni olan bu arkadaşımızın dünkü paylaşımından bir parçayı aşağıda bilgilerinize sunuyorum. Açık söylemek gerekirse; ben böyle bir Aleviliği kabul etmiyorum. Bu inançtaki vatandaşlarımıza, milli birlik ve bütünlüğümüz adına elbette saygı duyar katlanırım ama kesinlikle böyle bir Aleviliği kabul etmem mümkün değildir!

Evet, ne IŞİD, El-Kaide, El-Nusra, Taliban, Vahhabilik gibi ifrata kaçan Sünnilik, ne de Hz. Ali'yi Hz. Peygamber'in üzerine çıkarıp, Hz. Peygamber'i, haşa ölümsüz olan Hz. Ali'nin mümessili sayacak şekilde tefrite kaçan Alevilik bizce makbul ve muteber değildir. Üstelik bu türlü yaklaşımlar, tıpkı benim gibi Alevi yurttaşlarımızın haklı taleplerine iyi niyetle yaklaşan ve en azından sempatiyle bakan diğer vatandaşlarımızın Alevilerden gittikçe uzaklaşmalarına ve karşı cephenin daha da kemikleşmesine sebep olacak türden yaklaşımlardır. Alevi kardeşlerimiz bu türlü düşünce sahiplerine prim vermemeli, haklı iken haksız duruma düşmemelidirler.

Hele hele bu tür konuları, böyle bir zaman diliminde, yani Türk Tarihi'nin en kritik safhalarından birinde gündeme taşıyıp kaşımanın, iyi niyetten yoksun olduğu ortadadır. Bana göre; bu tür paylaşımlar, "PKK terörünü halletmekle iş bitmiyor, sırada biz de varız!" gibi bir anlam taşımaktadır. Öte yandan statüsü ne olursa olsun Alevilik, İslam'ın içinde bir inançlar ve ritüeller sistemidir; Aleviliği Hz. Ali'yi, Hz. Muhammed'in önüne geçirmek suretiyle adeta yeni bir din gibi sunmak yanlış oğlu yanlıştır.

İnsanların Sosyalist, Marksist ve hatta ateist olmalarına saygı gösterebilirim, ancak bu durumlarını dini inançlarla ambalaj ederek, gizlemeye çalışmalarını ve gerçek emellerine ulaşmak için dini inançları ve inanç gruplarını kullanmalarını asla tasvip edemem. Bu arkadaşlarımızın, AKP düşmanlığı ile devlet düşmanlığını birbirinden ayırmalarında fayda vardır. Güneydoğu'daki hadiseler ve komşu devletlerle olan ilişkilerimiz konusunda bu iktidarın elbette hataları vardır. Ancak içinde bulunduğumuz günler o hataları sorgulama ve yargılama vakti değildir. 2019'da bunun gereğini nasıl olsa sandıkta yaparsınız. Ancak şimdi, bir ve beraber olma vaktidir.

İşte bizim 13. İmam olma heveslisi dostumuzun, Alevilik kabullerinden birisi; yorumunu ise idrak ve iz'an sahiplerine bırakıyorum:

"Alevilikte, Hz. Ali, velilik ve imamlık makamındadır. Velilik, HAKK’ın yeryüzündeki ve insanlar arasındaki belirişini / tezahürünü ifade eder. İmamlık ise Hz. Ali’nin zahiri / görünür önderliğinin ifadesidir. Hz. Ali, imam olmak bakımından ölümlü veli olmak bakımından ise ölümsüzdür. O, bin bir donda görünmektedir. HAKK’a yürüyen, Hz. Ali’nin imamlık kimliğidir. Onun veliliği ise tanrısal olduğundan ölümsüzdür. AHMED-İ MUHTAR, Hz. Ali’nin işte bu mahiyetini insanlığa bildirmekle görevlendirilmiştir."

Güneydoğu'daki Mücadele  Uzun Adam İçin mi Yapılıyor?

Alevilikte epeyce bir mesafe kat ettiği anlaşılan dostumuzu "Güneydoğu'daki mücadele Uzun Adam için yapılıyor, ölenler Uzun Adam için ölüyor" şeklinde bir düşünceye kapılmasının sebebi var elbette. Geçtiğimiz günlerde MEB tarafından Öğretmen ataması için yapılan törende konuşan Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan kendisine gönderilen bir fotoğraftan oldukça etkilendiğini belirtip, “Dün bana şöyle bir resimli mesaj geçmişler. İki tane özel harekatçı, ‘Yürü uzun adam arkandayız’ diye. Çok duygulandım. İkisinin elinde Türk bayrağı ve silahlarıyla arkada duvarda o yazı. Onlar orada şehit olmaya inanmışlar” diye konuşmuş ve o fotoğraf tören salonundaki perdeye yansıtılmıştı. İki özel harekat polisinin Türk Bayrağı ile önünde poz verdikleri duvarda ise "Seni seviyoruz uzun adam R.T.E" yazıyordu(1).

Polislerin bu hareketinin yanlış olduğunu, o fotoğrafı gördüğümüz günlerde yazmış, bu hareketin polislere verilen 450 TL'lik zamma karşılık Cizre'den verilen bir teşekkür mesajı değilse, bu pozu orada çarpışan polisler değil, olsa olsa AKP lehine algı oluşturmaya çalışan Aktroller olabileceğini, hatta o poz için Cizre'ye bile gidilmeyip, fotoğrafı Ankara, İstanbul veya başka bir şehrin gecekondu semtlerinden birisinde çekilmiş olabileceğini yazmıştım.  Dolayısıyla; yanılmamışım; bakın orada yüzlerce şehit verme pahasına yürütülen mücadeleye "Uzun adam için yapılan mücadele" nazarıyla bakanlar var bu ülkede.

Davutoğlu'nun Alınlarından Öptüğü Teröristler!

Başbakan Ahmet Davutoğlu, geçtiğimiz 17 Şubat Çarşamba günü Ankara'da kendini patlatarak 28 canımızı alan teröristin 8 Temmuz 2015 günü, mülteci olarak Kobani'den Mardin'e giriş yapan PYD militanı Salih Neccar olduğunu açıklamıştı(2). Saldırıdan sadece 16 saat sonra yapılan bu açıklama gerçekten de enteresandı! Sanki, ABD ve Rusya'ya "Bakın gördünüz mü, PYD terör örgütüdür. PYD'nin yönetimindeki Kobani'den gelen bir terörist tarafından Ankara'da eylem konuldu..." dercesine palas pandıras yapılmış bir açıklama gibi gelmişti bize. Ancak konuya ilişkin haber ve yorumlara mahkemece yasak getirildiği için yazıp çizilemiyordu bütün bunlar.

Ancak bu gün gelinen noktada görüldü ki; söz konusu saldırıyı gerçekleştiren teröristin PYD'li değil, PKK'nın TAK isimli koluna mensup Van doğumlu Abdülbaki  Sömer olduğu açıklandı. Adı geçen terörist için Van'daki evinde taziye çadırı bile kurulmuş bulunuyor. Hükümet kanadı ise, Abdülbaki Sömer'in, Salih Neccar takma adıyla Kobani'den ülkemize giriş yaptığını söylüyor. Yani hükümet, "Başbakanın olaydan 16 saat sonra yaptığı açıklamada bir yanlışlık yok. Gelişmeler, teröristin Kobani'den geldiği gerçeğini değiştirmez" demeye getiriyor lafı. İyi de 18 Şubat günü ekranlara çıkıp "Ey Amerika, Ey Rusya bakın PYD'den gelen bir terörist Ankara'da eylem yaptı" şeklindeki açıklamanızı nasıl izah edeceksiniz söz konusu ülkelerdeki mevkidaşlarınıza? Bundan sonra sizin açıklamalarınıza itibar ederler mi sanıyorsunuz?  

Bu bir yana; biz konunun başka bir yanına daha dikkat çekmek istiyoruz. Malum; hükümet PYD'yi terörist örgüt olarak ilan etmiş bulunuyor. Hatta ABD'yi ve Rusya'yı bu terör örgütüne yardım etmekle suçluyor. Elbette biz de öyle düşünüyoruz. Hem de hükümetten çok önce olmak üzere. Yani baştan beri PYD'yi ve YPG'yi terör örgütü olarak kabul ediyoruz.

Oysa çok değil, daha geçtiğimiz yılın 1 Ocağında, yani bundan sadece bir yıl önce Başbakan Ahmet Davutoğlu partisinin Diyarbakır il kongresinde şöyle diyordu: "Kobani’ye buradan selam ediyorum. Kobani’deki kardeşlerimin alnından öpüyorum. Kobani bize tarihin emanetidir..."(3). Bu durumda Sayın Davutoğlu'na sormak isteriz: Salih Neccar ya da Abdülbaki Sömer'in, geçen senenin 8 Temmuzunda PYD Bölgesi Kobani'den mülteci olarak Mardin'e geçtiğini belirttiğinize göre; Diyarbakır'dan selam gönderip alınlarından öptükleriniz arasında Salih Neccar ya da Abdülbaki Sömer de var mıydı Sayın Başbakan? Onlar olmasa bile terörist ilan ettiğiniz Salih Müslim ve başında bulunduğu örgütün üyeleri de vardır değil mi? Kobani'deki kardeşlerinizin neden alınlarından öptünüz; IŞİD'i Kobani'den geri püskürttüğü için değil mi? Yoksa yanlış mı düşünüyoruz.






Ömer Sağlam



______________
1- http://www.diken.com.tr/erdogani-duygulandiran-fotograf-seni-seviyoruz-uzun-adam/,
2- http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/basbakan-davutoglu-kobaniye-selam-ediyorum
3-http://www.haberturk.com/gundem/haber/1197685-ankara-saldirgani-turkiyeye-siginmaci-gibi-girmis

  • ALINTI YAPMAK İÇİN

    • Yazarlarımızın makaleleri ve Sayın Günay Tulun'a ait şiirlerin, "Radyo-TV ile diğer basın ve yayın organlarında" yayım ilkesi: Önceden haber verme, eserin aslına sadık kalma, eser sahibiyle alıntının yapıldığı yer adlarını anlaşılır bir açıklıkla belirtmektir. Yayın öncesi bildirim imkânının bulunamadığı aniden gelişen durumlardaysa nezaket gereği, [sessizliginsesi.tr@gmail.com] adresine yayın sonrası bilgi gönderilmesini rica eder; tüm yayınlarınızın başarılı geçmesini dileriz.
  • ESER EKLEMEK İÇİN

    • "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm basılı ya da dijital yayın sayfalarında halkımızın geniş dünya ilgisine uygun olarak her türlü konuya yer verilmiştir. Yayınlanan fotoğrafların büyük bir kısmı "Kadim Okurlarımız" tarafından gönderilmiştir. Fotoğraf ve çizgi resimlerde "İlişkinlik-Telif Hakkı" konusunda tereddüt oluştuğunda bu eserleri yayından çekme hakkımız saklıdır. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm gazete, dergi, site, blog gibi yayın araçlarında yayınlanan makale ve diğer yazı türleriyle fotoğraf, resim, yorum gibi her türlü eserin; üçüncü şahıs, kurum ve kuruluşlara karşı her türlü sorumluluğu, bu eserlerin sahibi olan yazar, gönderici ve ekleyicilerine aittir. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"nun yayın organlarına kayıt edilen ya da kaydedilmek üzere gönderilen eserlerin, telif hakları konusunda problemsiz olmaları önemli ve gereklidir. Yayın Kurulu, gönderilen eserleri yayınlamaktan vazgeçebileceği gibi, dilediği yayın organlarından birinde ya da hepsinde aynı anda ya da değişik zamanlarda yayınlayabilir, yayınlamak isteyen üçüncü şahıslara, tüzel kişiliklere ve kurumlara onay verebilir ya da onlar tarafından yayınlanmasını engelleyebilir. Yalnız şu unutulmamalıdır ki bu eserler, okura saygı kuralı gereği Türkçe kurallarına uygun olmalıdır. Yazılar yayınlandıktan sonra, yazar ya da ekleyicisi; istifa, uzaklaştırılma, çıkarılma dâhil herhangi bir nedenle yazı göndermesi sonlandırılmış olsa dahi "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu Yayın Kurulları"nın oy birliği içeren onay kararı olmadan eserlerinin kayıtlarımızdan ihracını isteyemez, istediği takdirde bunun reddedileceğini en baştan bilmelidir. Gönderici ve yazarlarımızın bu konuya önceden dikkat etmeleri, ileride ihtilaf doğmaması için baştan eser göndermemeleri gerekmektedir. Yayın organlarımıza ekleme yapanlar, bu konudaki sorumluluklarını okumuş ve kabul etmiş sayılacaklardır. Uzun süre yazı göndermeyen ya da yazmayı bırakan köşe yazarlarımızın o güne kadar gönderdikleri tüm yazılar "Konuk Yazarlar" bölümüne aktarılarak yeniden yazı göndermeye başladığı güne kadar köşesi kapatılır. Köşeyi kapama ya da kapatılan köşeyi açıp açmama konusunda karar sahibi, "Sessizliğin Sesi Grubu" ile "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"dur. İhtilaf durumunda, İstanbul'un Kadıköy Mahkemeleri yetkilidir.
  • YORUM YAZMAK İÇİN

    Sayın Okurlarımız: Yorumlarınızı; Grubumuza ait "Google, Yahoo, Mynet, Hotmail, TurTc " ve diğer posta adreslerimize göndermek yerine, "Yorum bölümü açık olan sitelerimiz"deki; yorum yazmak istediğiniz yazının alt kısmında yer alan "Yorum", "Yorum Yapın", "Yorum Yaz" veya "Yorum Gönder" tuşlarını kullanarak doğrudan kaydetme olanağınız bulunmaktadır. Yazacağınız yorumlarınızın; gecikmeksizin, anında yayına girmesini dilerseniz bu yolu tercih etmenizi, saygılarımızla öneririz.

TÜM SİTEYİ DİLDEN DİLE ÇEVİRMEK İÇİN, "DİLİ SEÇİN"İ TIKLAYIN